Süleyman Çobanoğlu’na…
Yunus Emre ve Karacaoğlan… Türk milletini Türk milleti yapan, onu kavileştiren, ateşi küllendikçe nefes üfleyen, çeliğine su veren, susuzluğunu suvaran en önemli şahsiyetlerden. Yunus 13-14. yüzyıl dolaylarında Türk milletine ruhunu üflerken Karacaoğlan 16-17. yüzyıl dolaylarında Türk milletinin şahsiyetinin zirvesine tekabül ediyor. Nasıl ki T.S. Eliot; ‘Dante ve Shakespeare, bir üçüncüye yer yok’ diyebiliyorsa, bizim de Türk milletinden bahis açabilmemiz ve varlık iddiamızı sürdürebilmemiz için Yunus Emre ve Karacaoğlan’a bu nazarla bakmamız gerektiği su götürmez bir gerçek. Yazının başlığı Metin Eloğlu şiiri *Boynumun Borcundan ilhamla belirlendi. Ve inanıyorum ki Türk şiiri ile uğraşan herkesin de böyle bir borcu var. Çünkü Türk şiirini bugünlere getiren, Türk şiiri yapan en önemli unsurlardan biri Karacaoğlan. O Karacaoğlan ki, yıllarca Türklerin hastalandıkları vakit şifa için birbirlerinden okumalarını istedikleri şiirlerin sahibi. Bana bir Karacaoğlan oku! Demek ki, Karacaoğlan şiirinde şifalı bir titreşim, duygu var. Batılılar ‘bana bir Dante oku!’ dememiştir muhtemelen. Diğer yandan, Karacaoğlan adı Türk Halk Şiiri/Türküleri ile o kadar özdeşleşmiştir ki, ‘Türkü söylemek/çığırmak’ ifadesi yerine ‘Karacaoğlan söylemek/çığırmak’ şeklinde kullanılagelmiştir. Balkanlar’dan Anadolu’ya, İran’dan Hazar havzasına ve Türkmenistan’a kadar bilinir ve söylenir oluşu Karacaoğlan’ın Türk Milleti’nin varlığı ve devamlılığı noktasında ne denli vazgeçilmez olduğunun da bir ispatı aslında. İsmet Özel aynı sebeplerden Karacaoğlan’ı Yunus Emre ile birlikte Türk milli varlığının senedi olarak görüp ‘Bu topraklar dünyada insan haysiyetinin fark edilmesi sebebiyle sanat eseri üretilen yerler. Batı’da sanat eserleri insan haysiyetini tanıma çabalarıdır. Bizim Avrupa’yla olan farkımız burada barizdir. Avrupa’da sanat eseri insan haysiyetinin anlaşılabilmesi yönünde bir gayret, bir direnç, inat, sabır, ısrardır. Ama bizim topraklarımızda, Türk topraklarında sanat eseri insan haysiyetinin ne olduğunu bilmiş olmanın tezahürüdür. Bir mahsuldür, bir yayılmadır, bir çiçek açmadır.’ derken Karacaoğlan’dan bahsediyordu. Sümbülzade gibi saray kalemlerinin Halk şiiri temelinde Karacaoğlan’ı küçümsemeleri, Aşık Ömer gibilerin kıskançlıkları bizi yanıltmasın. Çobanoğlu, divan şiirindeki kadınla Karacaoğlan şiirindeki kadını şöyle kıyas etmiş mesela; ‘…şiirin içinde, bir servi, bir dürr-i güher, ya da altın varaklı zümrüt kakmalı bir kadeh gibi sessizce yerini alır.Harareti ve hareketi yoktur. Isı yaymaz. Giderek, yalnızca bir nesneye, dekora, cansız bir şeye dönüşür. Oysa Karacaoğlan’daki “aşkın nesnesi”, konuşmak bir yana neredeyse o anda atlanıp kılıcı da eline alacak gibidir’. Diğer yandan, Karacaoğlan şiirinde geçen ifadeler deyimleşmiş haliyle bugün halk içinde capcanlı durmaktadır. ‘Tırnağın varsa başını kaşı’ bir Karacaoğlan şiirinde geçmektedir mesela. Nasıl Metin Eloğlu Türkiye’nin adresini tarif ederken “Bunca yol yorgununa bir uzanımlık yer bile yok / Ama nice Yunus’ların mezarı kaç dağda birden” diyorsa, aynı şey Karacaoğlan için de geçerlidir. ‘Nice Karacaoğlanların mezarı kaç ilde birden’ desek yanlış olmaz. Türkiye’nin adresini tarif edeceksek Karacaoğlansız da olmaz. Adama gülerler.
Gelelim asıl meselemize. Karacaoğlan ile ilgili yaptığım okumalarda muhtelif defter, cönk vesaire kaynaklardan faydalanılarak yapılan ilk yayımın Köprülüzade tarafından 1914 yılında yapıldığını öğrendim. Şahıslardaki el yazması vesaire verimleri saymazsak, resmi olarak Türkçede bilinen ilk Karacaoğlan şiiri Köprülüzade’nin yayımladığı ‘Bire ağalar, bire beğler’ şiiriydi. Fakat daha ilginç bir durum vardı. Saim Sakaoğlu’nun bahsettiğine göre Köprülüzade’den yaklaşık 70 yıl önce Polonyalı bir dilbilimci, antropolog ve şair olan Aleksander Borejko Chodźko, İran’daki Rus sefaretinde çalışırken Hazar havzasındaki söylenceleri, şiirleri derlemiş ve bunu 1842 yılında Büyük Britanya ve İrlanda Doğu Çeviri Fonu vasıtasıyla İngilizce olarak yayımlamış. Bahsi geçen kitapta, ‘Türkmen Türküleri’ adlı bölümde Karacaoğlan’ın üç şiirine yer verilmiş ve bunlar Karacaoğlan’ın bilinen yayımlanmış ilk şiirleri. Bu üç şiir nesir halinde yer alıyor. İngilizce olmasına rağmen şiirlerin anlam ve içerik noktasında eksiği yok denebilir. Örneğin; kepenek metaforunu izahı, buna İlyada’dan örnekler getirişi ve *Suna sözcüğünü açıklayışı, örneklendirmeleri gayet yerinde. Bunu yaparken Batı edebiyatından verdiği örnekler, nazireler oldukça kuvvetli. Düştüğü dipnotların çevirisini de ekledim. İngilizce nesir olarak yayımlanmış bu üç şiiri, manzum formda çevirerek borcumu ödemek niyetim. Bu işe niyet ettiğim zaman ne kadar zor bir işe talip olduğumun tam manasıyla farkında değildim. Çeviriye koyulunca işin ciddiyetini ve zorluğunu daha iyi kavradım. Zira hem metindeki anlamı vermek hem hece ölçüsü ve uyağı tutturup halk şiirinin sadelikteki anlatım gücünü yakalamak epey zorladı beni. Söz sanatları içinde sehl-i mümteni’nin kıymetini de bu vesileyle daha iyi anladım. İlk iki şiiri 11’li hece ölçüsüyle, son şiiri ise 8’li ölçüyle yazdım. Kullandığım sözcük ve tamlamalarda tercihlerimi Karacaoğlan’ınkilerden yana kullandım. Şiirlere bir ad vermedim. Aşağıda ilk önce şiirlerin 1842 yılında İngilizce orijinal basılmış hallerini ardından da benim çevirilerimi bulacaksınız. Son olarak, şunu da eklemeden geçemeyeceğim. İlk şiirde geçen; ‘…You are of a Kurdish breed…’ ifadesinden ‘Karacaoğlan da Kürtmüş’ gibi bir yorum çıkaran/çıkarmak isteyenler olacaktır. Hele ki bulunduğumuz şu konjonktür buna gayet müsait. Fakat burada kast edilen dağlı/ovalı farkıdır. Muhtemeldir ki, bahsi geçen şiirdeki kız yatık(ovalı) iken Karacoğlan malum bir yörüktür. Buradan kaynaklanan bir küçümseme söz konusu. Ahmet Şükrü Esen’in Karacaoğlan kitabında yer alan sözlükçe kısmında da mesele şu şekilde izah edilmekte: “Kürt: Aşiret arasında yalnız, dağlarda yaşayanlara verilen isim= Türkmenler arasında ‘Kürt’ adı, farklı bir ırka işaret etmemektedir.”
Velhasıl; madem üryan geldik, üryan gideceğiz; hatasıyla sevabıyla ben de borcumu böyle ödemek istedim. Görklü tanrı bizi layık eylesin.
- ” Beautiful girl standing at the spring, give me a drop of water ; I am thirsty. God bless you girl ; do not keep me long. I must be off.”
She. ” I never give water to those I do not know, neither to men looking so knavish as thou. You are of a Kurdish breed, you bastard ! Drink, and do not stop on your way. Our tribe is not a thoughtless one. You will find no good at this spring. Every fox that passes is not to be mistaken for a lion. Drink, and go your way.”
He. ” I cannot alight from my Arabian horse ; I cannot retract the words you heard. I am tired, and cannot get down; give me a little water, O maiden! and I will quench my thirst. God bless you ! do not keep me any longer.”
She. ” The nightingales grow up in song with the spring. I sing sweeter than nightingales. A tired man sleeps in his house. Drink, and depart, with God’s blessings.”
He. ” I’ll be a guest in your encampment ; I’ll be your shield (protection). Dear girl ! I’ll be a servant to your father*. Give me some water to drink, O my darling!”
She. ” There are many travellers on these roads ; some are hungry, some are not. I am an orphan ; I have no father. Drink, and go your way.”
He. ” Your brows are so beautifully arched, as if they were drawn with a pen. Your teeth look like a row of pearls. I’ll consent to be a servant to your brother; O my girl ! give me a little water to drink.”
She. ” Groves are numerous on our fields. We have plenty of roses and violets. My brother has a negro slave to serve him. Drink, do not tarry any longer.”
He. ” It rains often in our encampment ; our people wear kapaneks* of felt-cloth. They often meet with a kiss at the water-side. Give me some water to drink.”
She. ” Now, when you understand me at last, come to a solitary place, press my hands, suck my lips, and forget all but love.”
He. ” You turned your face from me before. You were inexorable, and cold like iron. You abused Karajoglan ; what is the reason you woo him now?”
Karacaoğlan aldı:
Pınarın başında eğlenen güzel,
Susadım bir yudum su ver de içem
Görklü tanrı seni korusun hasıl,
Eğleme yiğidi koyur da yelem
————-
Kız aldı:
Yad’a su vermem ki sen kürde verem
İç de git yoluna eğleşme burda
Obamızı sen kaygusuz mu sandın
İç de git yoluna eğleşme burda
Bu pınardan sen bir hayır umarsın
İç de git yoluna eğleşme burda
Her gördüğün tilki aslan sanırsın
İç de git yoluna eğleşme burda
—————-
Yiğit olan arap attan iner mi
Verdiği ikrardan geri döner mi
Yorgunum bir tas su senden muradım
Eğleme yiğidi koyur da yelem
—————–
Baharda bülbüller dil ile böyür
Benim dilim bülbüllerden tatlıdır
Yorgun olan otağında yaslanır
İç de git yoluna eğleşme burda
—————–
Yaylanızda konup mihman olayım
Ak göğsüne demir kalkan olayım
Atana hizmetkar kurban olayım
Dilber kerem eyle bir su ver bana
——————-
Bu yollarda gezen aşık çoktur çok
Nicesinin gözü aç nicesi tok
Ben yetimim atam da babam da yok
İç de git yoluna eğleşme burda
———————
Kaşların çekilmiş keman misali
Sanki kudret kaleminin eseri
Ağzında dişlerin inci dizisi
Dilber kerem eyle bir su ver bana
———————-
Yaylamızda bahçamız bağımız var
Ziyade gülümüz menevşemiz var
Ağamın hizmetinde kulumuz var
İç de git yoluna eğleşme burda
————————
Yaylamızın yağmurları çok olur
Yörük kepeneğin giyer hiç olur
Aşıklar dahi pınarda kavuşur
Dilber kerem eyle bir su ver bana
————————-
Bundan gayrı kim olduğum bilirsen
Tenhaya gel yaradanı seversen
Elim tutup dudaklarım emersen
Aşktan geri yol mu kalır bu cana
———————–
Evvel yüzün çevirdin benden geri
Daştan soğuk idin demirden kavi
Bu Karac’oğlan’ı eyledin deli
Şimdengerü işmar eyleme bana
- ” Let the whole world rise against me, I shall not part with you, my girl ! Let the doomsday come upon the earth, my girl ! I will not part with you.
From the snowy tops of a mountain, the prophet may send his orders with thunder ; Arzu may part with Gamber*; I shall not part with you, my girl!
A youth as I am, I come from my encampment. Sugar pours from your lips ; let the nightingale part with his beloved rose, but oh ! my girl, I shall not part with you.
I get up early from my bed; I implore the aid of the saints. O let Ferhad part with his Shirin, my girl ! I shall not part with you.
Karajoglan says, God grant that my vows be fulfilled. Faith, I swear, my girl, that I will never part with you.”
Tüm cihan cem olsa üstüme gelse
Farımaz da deli gönlüm farımaz
Kızıl düşse bağa dünya dürülse
Farımaz da deli gönlüm farımaz
Yüce dağ başında soğuk kar olsa
Yalvaçlar haykırıp tufan da kopsa
Arzu gelin Kamber’inden ayrılsa
Farımaz da deli gönlüm farımaz
Genç yaşımda yaylaları yaylasam
Leblerinden şeker şerbet akıtsam
Garip bülbül gülcüğünden farısa
Farımaz da deli gönlüm farımaz
Seher vakti çıkıp yollara düşsem
Eren evliyadan himmet dilesem
Aşık Ferhat Şirin’inden farısa
Farımaz da deli gönlüm farımaz
Karac’oğlan der ki: kavl-i kararım
Görklü tanrı nasip etsin uyayım
Muradım sensin tektir arzumanım
Farımaz da deli gönlüm farımaz
- ” My beloved, with a face radiant with smiles, comes from the source of the cool stream. She is surrounded by fourteen or fifteen ducks (beautiful girls) , who all, hand in hand, are coming here. Her face is bedewed with drops of sweat; her sparkling eyes are intoxicated with love. She plucked a nosegay of narcissus, and the sweat rills from her forehead. There are twelve months in a year, and three holy days*. I am amazed at your beauty; my beloved is a black-eyed gazelle. She came from one dale, and goes into another. Is it a houri ? is it an angel ? is it a heaven, with its celestial sphere turning round me ? Is it a single duck, that came from a valley and goes into a valley? Karajoglan says to himself, — I do not care for worldly riches. I put my head in my sweetheart’s way. She is coming, a string of pearls hanging from her waist.”
Mah yüzünde güller açar
Tor balaban sudan gelir
Sunalar sarmış çevresin
Cümlesi cem olmuş gelir
Mah yüzünde gül olmuş ter
Çakmak çakmak işmar eder
Nergislerden demet yapar
Kokusu terinden gelir
Senede oniki ay var
Sunamla üç bayram olur
Huri melek cennet midir?
Gökkubbe dönegan olur
Karacoğlan der: kendine
Toktur cihanın varına
Başım feda yar yoluna
Belinde kemer incidir
Yazarın şiirlere düştüğü notlar:
*A truly Biblical idea; Burkhardt found the same among the Arabians. A poor youth, in love with the daughter of a man of some property, must serve him some years before he is allowed to ask for the hand of the girl as a reward. So Jacob served fourteen long years before he could say to Laban, “Give me my wife, for my days are fulfilled.”
Gerçekten İncil’de de benzer bir durum var; Burkhardt aynı şeye Araplar arasında da rastlamıştır. Zengin bir adamın kızına âşık olan fakir bir genç, kıza talip olmadan önce babasına birkaç yıl hizmet etmek zorundadır. Yakup da Laban’a “Karımı ver, çünkü vadem doldu.” diyebilmek için on dört yıl gibi uzun bir süre hizmet etmek zorunda kalmıştır.
*Kapanek, a sort of cloak made of felt-cloth, without any seam. The allusion in this stanza is not easily understood by European readers. In the encampments of the nomade tribes, foggy and rainy days are chosen for assignations. In such cases the lover wraps his sweetheart in the same cloak. In the Iliad, fog is recommended to thieves and lovers, as the safest shelter.
Kepenek için keçe kumaştan yapılmış, dikişsiz bir tür pelerin denebilir. Buradaki gönderme, Avrupalı okuyucular tarafından kolayca anlaşılamaz. Göçebe kabilelerin obalarında, buluşmalar için sisli ve yağmurlu günler seçilir. Bu gibi durumlarda âşık, maşukunu kepeneğe (pelerine) sarar. İlyada’da sis, hırsızların ve âşıkların en güvenli sığınağı olarak tavsiye edilir.
*Arzu and Gamber, as well as Ferhad and Shirin, are the names of exemplary lovers, whose fidelity in love and friendship are proverbial among the Turkmans.
Arzu ile Kamber, Ferhad ile Şirin, Türkmenler arasında aşkları ve sadakatleri dillere destan olan örnek âşıkların isimleridir.
*As the dove is the bird of love and beauty in Europe, so is the parrot with the Persians, and the duck with the Turks.
Batı’da güvercin aşk ve güzelliğin remzi iken, İranlılarda papağan, Türklerde ise suna aşk ve güzelliğin remzidir.
Kaynakça:
1- Alexander Chodzko’nun Specimens of the Popular Poetry of Persia: as Found in the Adventures and Improvisations of Kurroglou, The Bandit-Minstrel of Northern Persia and in the Songs of the People Inhabiting the Shores of the Caspian Sea kitabı (Oriental Translation Fund of Great Britain and Ireland)
2- Ahmet Şükrü Esen’in Anadolu Aşıkları-Karacaoğlan kitabı (İş Kültür Yayınları)
3- İsmet Özel’in Üryan geldim yine üryan giderim konferansı (28 Eylül 2013 tarihli konuşma)
4- Süleyman Çobanoğlu’nun Kökekin kitabı (Ötüken Neşriyat)
5-Mustafa Necati Karaer’in Karacaoğlan kitabı (Dergah yayınları)
6-Saim Sakaoğlu’nun Karacaoğlan kitabı (Akçağ Kitabevi)
7-Mehmet Çetinkol ve Halil Sarı’nın konuyla ilgili makalesi (28 Haziran 2023 tarihinde yayımlanmış)
8- Metin Eloğlu’nun Boynumun Borcu ve Türkiye’nin Adresi şiirleri

